13 Ağustos 2010 Cuma

TÜRKİYE'DE MÜZİK KÜLTÜRÜ


Cumhuriyetin kuruluşunda başkent Ankara’da başlatılan balolar halkı batılı eğlence tarzına alıştırm amacı güdüyordu.Zaten adab-ı maşeret kuralları çerçevesinde yürütülen bu etkinliklerin yanı sıra Istanbul merkezli Batı tipi eğlence anlayışı (foxtrot,tango, çarliston ...) hızla benimsendi.Özellikle tango türünde ki şarkılara Türkçe sözler yazılarak müzik Türkleştirilmişti.1946 yılından itibaren halk sineması ve radyonun yaygınlaşmasıyla Batı kültürü bu topraklarda tohumlarını bırakmaya başladı.Güncelliğini günden güne yitiren halk müziği iktidar tarafından da dışlanmış,hatta radyolarda çalınmaması bir yana bu tavır köylerden bağlama toplatılmasına kadar varmıştır. ‘’Zengin mirasımız’’ olan ‘’musikimiz’’ ‘’Yurttan Sesler’’ adlı programda ‘Milli Musikimiz Batı Tekniğiyle işleyerek’’ seslendirilmiştir. Bu ilke doğrultusunda günlük hayattan ve radyodan sınır dışı edilen T.S.M. ve Halk müziği en yakında bulunan “gazino”lara mülteci olarak yerleşmeye başlamıştır.

Tek düze bir tarzda icra edilen bu eserleri sıkıcı bulan aynı zamanda Batı kültürünü yoz ve yabancı gören kesim antenlerini başta Mısır olmak üzere Arap radyolarına çevirdi.Bununla beraber Hint ve Mısır filmleri sinemalarda gösterilmeye başlandı.Bu sırada yeni iktidara gelmiş olan CHP,bu filmlerin yayınlanmasına karşı çıkmış,yasaklanmasına destek bulamayınca en azından filmde seslendirilen şarkıların çıkarılmasını önermişti. Bunun üzerine Müzeyyen Senar,Hamiyet Yüceses, Safiye Ayla gibi sanatçılar bu müziklerin üzerine Türkçe sözler okumuş ve filmler bu şekilde yayınlanabilmişti.
Bir süre sonra iktidarı devrealan DP iktidarı Türkiye’de Pazar ekonomisi yaratmaya çalışırken toplumda ‘alafranga/alaturka’ ayrımı keskinleşmeye başladı.60’lı yıllarda eğlence anlayışı saz çalınan bağ evlerinden gazino adı verilen mekanlarda yoğunlaşmıştı. Ateş dansı ve gösterisi ile başlayan ‘Avrupalı artist’lerle ‘oryantal dansöz’ de mevcuttu.Yavaş bir dans müziğiyle başalayan program tango ile devam eder günün modasına göre rumba,swing, rock n roll ya da cha-cha ile eğlence doruğa çıkar., ‘Aman Adanalı’ ile sona ererdi.

Gene bu yıllarda bu gazinolarda parlayan ama Küçük Çiftlik gazinosunda söylediği şarkılar ve yorumunun yansıra sahne kostümleriyle Zeki Müren efsanesinin başladığını da belirtmekte fayda var. Gene aynı yıllarda günde bir gazete ,aktüel magazin dergisinin yanısıra bir de mizah dergisi satın alabilen kitlenin evlerinde Elvis Presley,Peppino Dİ Capri,Adriano Celentano,Nat King Cole’un plaklarının sesleri duyulmaktaydı.Daha genç bir kesim ise oldukça yıkıcı geçen 2. Dünya Savaşı’nın ardından yaralarını sarmaya başlayan Avrupa’dan gelen dejeneasyona karşı tepkiler barındıran grupların plaklarının yurtdışından gelmesini bekliyordu. Batı’da alt ve orta gelir düzeyindeki insanların çığlıkları Türkiye’ye de yankı buldu.
60’larda başlayan ve içinde isyan etme duygusu barındıran “saç uzatma” Türkiye’de de rağbet görmeye başladı. Gençler Batı’daki kılık kıfaetleri benimsemekle beraber kıyafet konusunu “milli”leştirmişlerdir. Batı’daki akranlarının aksine kilim desenli ya da kürk yelekler, binici çizmeleri, kolye ve yüzüklerin yansıra büyük tokalı kemerler de o dönemde sokaklarda sıkça rastlayabileceğimiz aksesuar ve kıyafetler.
Gene aynı yıllarda batı kültürünün Türkiye’ye yerleşmeye başlamasıyla popüler olan “kolej” lerde dinleyici olmanın yanısıra öğrenciler Batı kültürüyle yoğrulmalarının sonucu olarak öğrenci orkestraları kurmaya başladılar.

Pop,caz müzikleri yapan gençler Batı müziği icra ederken farklı denemelerde de bulunmaktan çekinmemişlerdi. Aynı dönemde Cem Karaca, Erkin Koray gibi isimlerde kendilerine has bir müzikal çizgi de yakalamışlardı. Bu isimlerin daha çok rock müziğe yönelmesiyle doğan müzikal boşluğu değerlendiren ilk isim Erol Büyükburç oldu. Elvis Presley’e olan fiziksel benzerliğini de kıyafet ve görüntüsüne yansıtan Büyükburç o yıllarda büyük sükse yapmıştı.

Cem Karaca ve Erkin Koray’ın yurtdışında yabancı müzisyenlerle çalışmalar yapması ilerleyen yıllarda müzikal çizgilerine de yön verecekti. Bunun dışında başta Erkin Koray olmak üzere birçok müzisyen geleneksel enstümanların üzerinde deneysel değişikliklerde yapmaya başlayacaktı. O dönemde Erkin Koray’ın bağlamayı elektro-bağlama haline getirmesiyle bir anlamda “arabesk” müziğinde temelleride atılmış oldu. Koray’ın özelllikle yurtdışında Hintli mzüisyenlerle yaptığı çalışmalar müziğine yansırken “kulak” ları bu tınılara hiç yabancı olmayan halkta bu melodileri,şarkıları benimsemişti.

Gene aynı yıllarda yaptıkları rock müziği millileştirerek farklı bir müzikal yapıda yol alan Moğollar da müziğe Beatles şarkıları ile başlamış ve ilerleyen yıllarda millileştirdikleri müziğe Türk motiflerini de katmaya başlayınca kendi şarkılarını İngilizce sözlerle söylemişlerdi. Belki de bu yıllar halen günümüzde de halen tartışılan Türk rock grupları Türkçe mi, İngilizce mi şarkı söylesin tartışmasının fitilinin ilk ateşlendiği yıllar olarakta kabul edilebilir. Türk rock müziğinin filizlenme aşamaşında bir başka akımda Türkiye’de popülerlik kazanmaya başlamıştı. Batı’da ilgi gören şarkıların melodisi, ezgisi değiştirilmeyerek Türkçe sözle icra edilmesi ve bunların stüdyo ortamında plaklara kayıt edilmesi yeni bir sektörün doğmasına yol açtı. Yabancı şarkılar yerli şarkıcılara söyletilirken , Adamo gibi yabancı şarkıcılarında “Her yerde kar var “ gibi şarkıları söylemesi epey hoş karşılanmıştı. Ki o dönem Frank Sinatra’nın meşhur ettiği ‘Strangers in the night’ adlı şarkıyı “İki yabancıé olarak söylemesi çok beğeni kazanmıştı. Aslında pekte gayret gerektirmeyen bu girişim büyük bir ayrımında yolunu açıyordu. Zira pekte yetenek, ‘kulak’ müzikal birikim gerektirmeyen bu yorumlar “sanatçı” , yorumcu kavramlarını ülkenin müzik yaşamına sokacak. Ve bu durum on yıllarca kime sanatçı denir tartışmasıyla günümze kadar gelecektir.


DEVAM EDECEK..

0 yorum:

Yorum Gönder