

TÜRKİYE’NİN İLK MEDYATİK KAHRAMANI
Eyüp Sultan Camii arkasından, Kaşgari dergâhına çıkarken Meşhur Piyer Loti Kahvesi'nin sola doğru kıvrılan dik yokuşundaki kabristanda başlığı Osmanlı dönemine ait Hamidi fesli bir mezar taşı bulunur. Eyüp Kabristanı'nın girişinde bulunan mezartaşında "Az yaşa, çok yaşa, akıbet er geç gelir başa..." yazar.
Üzerinde ise "Bitlisli Şemsi Ağa Oğlu 157 Yaşında Ölen Zaro Ağa'nın Ruhuna Fatiha - 1934" yazan bu taş bakanlar için sıradan bir mezartaşından farksız değildir. Oysa bir imparatorluk, on padişah, yirmi sekiz vezir-i azam, bir cumhuriyet, iki reis-i cumhur, beş başbakan, birçok savaş ve on evlilik geçiren “uzun bir hayat”ın timsali olan Zaro Ağa'ya aittir bu mezartaşı.
Ömrü boyunca, I. Abdülhamid, III. Selim, IV. Mustafa, II. Mahmud, Abdülmecid, Abdülaziz, V. Murad, II. Abdülhamit, V. Mehmet Reşat ve VI. Mehmed Vahideddin olmak üzere on padişahın saltanatını ve Abdülmecid Efendi'nin de halifelik dönemlerini görüp Cumhuriyet’in ilanına da tanıklık eden Zaro Ağa, Kabakçı Mustafa İsyanına (1807), Yeniçeriliğin kaldırılışına (1826), Tanzimata (1839), I. Meşrutiyet (1876) II. Meşrutiyet (1908) ve Cumhuriyet'in ilanlarına (1923) tanık olmuş Bitlis’li bir Kürt’tür.
157 YILLIK BİR ÖMÜR: ZARO AĞA
Bitlisli Şemsi Ağa'nın oğlu Zaro, Hicri 1191, miladi 1777 yılında Bitlis'in Mutki ilçesine bağlı (Merment ) Meydan Köyü'nde fani dünyaya gözlerini açtığında Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye’nin tahtında I. Abdülhamit oturmaktaydı.
Hayatının ilk yıllarını köyünde geçiren Zaro 18 yaşına kadar köyünde yaşamış aynı yıllarda İstanbul'a ayak basarak Tophane'ye yerleşmiş ve yaşamını burada sürdürmüştü. İstanbul’a ilk adım attığında bestekarlığıylada tanınan Padişah 3. Selim hükümdarlığında Selimiye Kışlası inşaatında çalışmıştı. Sultan Abdulmecid’ in yaptırdığı Tophane Cami’inin yapımında da amelelik yapmıştı.Kazandığı para ile memleketi Bitlis’e dönen Zaro Ağa orada evlenince daha çok para kazanmak için tekrar İstanbul’a döndü.
Evlendiği eşlerinin yaşlanıp öldüğünü anlatan Zaro Ağa 11 kez evlenmiş. 96 yaşına kadar çocuk sahibi olabilen Zaro Ağa'nın 36 çocuğu olmuş. Ancak o hayattayken bir tanesi hariç hepsi ölmüş. Zaro Ağa öldüğünde en son doğan kızı 60 yaşlarındaymış. Ömrünün son günlerine kadar zinde bir vücuda sahip Zaro Ağa'nın 130'lu yaşlarındayken artık 90 yaşında olan ve hareket etmekte bile zorlanan oğluna çalışıp baktığınıda Libra Yayınevi'nden Mevlüt Çelebi imzası ile yayımlanan "Dünyanın en uzun yaşayan adamı: Zaro Ağa (1777 - 1934)" adlı kitaptan öğreniyoruz. Torunlarının sayısını bilmeyen Zaro Ağa,29 torununun torununu görebilmiş.
YENİÇERİLİKTEN MODELLİĞE
1798’de Cezzar Ahmet Paşa komutasındaki orduda, Akka kalesinde, Napolyon’un ordularına karşı savaşan Zaro Ağa yakışıklı iri kıyım olduğu için, saray görevlilerinin dikkatini çekmiş ve askerliğini sarayda yapmıştı.
1800’lü yılların başlarında Sultan III. Selim’in emriyle Nizam-ı Cedid askerleri için inşa olunan Selimiye Kışlası’nın inşaatında çalıştı.,
1826 yılında yeniçeriliğin kaldırılması sırasında Zaro Ağa bu ocaktaydı. Ancak yeniçeri kıyımından Ayasofya’nın mahzenlerine saklanarak kurtulabilmişti.
Zaro Ağa’nın 1826’da Yeniçeri ocağının kaldırılışı sırasında Yeniçeri olduğu ve ölümden Ayasofya’nın altındaki zindanlarda gizlenerek kurtulduğu da iddia edilmektedir.
Rivayete göre Zaro Ağa, 1910’larda bir tarihte elindeki paslı bir bıçağı biletmek için Tophane’deki Bıçakçı Mustafa’ya götürür. Bıçakçı Mustafa, Zaro Ağa’ya elindeki antika bıçak karşılığında yeni bir bıçak ve para önerir. Ancak Zaro Ağa bunu kabul etmez. Ağa, burada Bıçakçı Mustafa’ya Yeniçeri baskınından nasıl kurtulduğunu anlatır.
DÜNYANIN EN YAŞLI HAMALI ZARO AĞA
Mensubu olduğu Mutkili-Şerif Mirza Aşireti'yle birlikte Navarin Deniz Savaşı'nı takiben Rusların Yunanlıların bağımsızlığını desteklemesi yüzünden çıkan 1828’teki Rus-Osmanlı muharebesine katılıp savaşta bacağından yaralanmış sonra yine memleketine dönmüştür.
Bir süre memleketinde kalan Zaro Ağa iyileştiği 1830’ların ikinci yarısında İstanbul’a dönecektir. Bu dönemde 1853 yılında inşa edilen Ortaköy camisinin inşaatında çalıştığından bahsetmiştir ki, bu sıralarda 80 yaşlarını sürüyordu.
Anayasasının birinci maddesi “güven” olan “Hamal Piyasası” da imparatorluğun siyasi ve sosyal gelişmelerinden nasibini alır zira en mühim memleket meseleleride buralarda konuşulur. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla birlikte üzerilerindeki azalan baskıyla Ermeni Hamallar ile Kürt Hamallar arasındaki rant ve üstünlük mücadelesi doruk noktasına ulaşır . Bu rekabet Ermeni Hamalların üstünlüğüyle sona ermesine rağmen 1908 yılında Avusturya mallarına karşı boykotun öncülüğünü de Kürt Ali isminde bir hamal yapmasıda tarihe geçer.
Yeniçeri ocağının kaldırılmasından sonra hamallık işine geri dönen ve gümrüklerde hamallık yapan Zaro Ağa, bu işte kendisini kısa sürede göstererek Kâhyalık vazifesiyle Kürt hamallara 20 yıl süreyle ağabeylik edip iskelelerden pay alacaktır. Sosyal ağırlığı giderek artan Zaro Ağa’nın başını çektiği Kürt hamallar Şeyh Abdulkadir ile Bedirhanlar arasındaki iktidar mücadelesinde önemli bir güç olarak her iki lider tarafından kendi yanlarına çekilmek istendiği bilinir.
Kendi döneminde dünyanın en yaşlı insanı sıfatıyla şöhret sahibide olan ve Kâhyalık vazifesinde yirmi sene kalan Zaro Ağa’ya iş göremez olduğu dönemde bile hamallar tarafından itibar gösterilir ve hatrı sorulur. İstanbul Belediye Reisi Operatör Doktor Emin Bey zamanında Belediye serhademesi ünvanı verilerek kendisine 50 lira maaş bağlanır.
“90 YAŞINDAKİ GENÇLİK YILLARI”
Rohat Alakom’un “Eski İstanbul Kürtleri” adlı kitabında , Zaro Ağa’nın iri vücudu ve yakışıklı görünümüyle uzun yıllar hamallık yaptığı ve Zaro Ağa’nın birçok evlilik yaptığı vurgulanırken unutamadığı anlarının 90 yaşından sonraki gençlik yılları olduğu da anlatılır.
“Niye bu kadar çok evleniyorsun” diye soranlara “ne yapalım, aldığım kadınlar çabuk ihtiyarlayıp ölüyorlar, dayanamıyorlar” diye cevap verir. Hatta şöhret sahibi olduktan sonra Atatürk’ün huzuruna çıkan Zaro Ağa, Zaro Ağa, söz şan şöhretten açıldığında konuyu kadınlara getirip Cumhuriyeti tasvip ettiğini ama Atatürk’e kadınlara bu kadar fazla hak vermesinin yanlış olduğunu kadınlar evde oturup kısa etekler giymemesi gerektiğini söyleyip saçlarını başlarını açmamalıdır da demiştir.
YENİÇERİLİKTEN MODELLİĞE
Askeri Tıbbiye hocalarından Ahmed Rasim Paşa'nın kızı olan Mihri Hanım (Müşfik) saray ressamı Fausto Zonaro'nun öğrencisi olmuş, daha sonra Roma ve Paris'te eğitimini sürdürmüştü. İlk önce Dârülmuallimat'a resim öğretmeni olarak atanan Mihri Hanım 1914 yılında Darülfünun (Üniversite) içinde açılan İnâs (Kız) Sanâyi-i Nefise Mektebi’nde okulun atölye hocalığına, sonra da müdürlüğüne getirilmiştir. Mihri Hanım, müdürlüğü döneminde atölyelerde model olarak kullanmak üzere Arkeoloji Müzesi'nden çıplak erkek heykeli istemiş ve ilk kez çıplak kadın modelini atölyeye sokmuştur ancak Sanâyi-i Nefise Mektebi'nin 'nü' tablo çalışmalarında bilinenin aksine modellik yapmamıştır.
Dönemin kadın ressamlarından Mihri Müşfik Hanım bu mektepte kız öğrencilere resim dersi vermektedir. Ancak öğrencilerin erkek modellerle çalışmaları yasaktır. Müşfik Hanım birçok kez yetkililerin kapısını aşındırır ve erkek model için izni koparır. Ama Maarif Nazırı Şükrü Beyin bir şartı vardır. Modellik yapacak erkek yaşlı ve kız öğrencilerin ruhuna ve hislerine hitap etmeyecek fiziki özelliklere sahip biri olacaktır. Gün geçtikçe büyüyen İstanbul’da o günlerde 100 yaşını çoktan devirmiş ve ağzında diş kalmamış olan Zaro Ağa’dan daha uygun hiç kimse bulunamaz bu iş için.
Yapılan değerledirmeler üzerine Tophane-Boğazkesen kahvelerindeki sandalyeleri aşındıran yüz yaşını aşmış iri cüsseli Zaro Ağa mektebe davet edilir. Ve Zaro yeni görevine başlar. Zaro Ağa'nın karşısında rahat hareket eden kız talebeler zamanla kendine ısınıp hürmet gösterip, çalışırken rahat hissetmesi için çay ikram etmeye ve laflamaya çalışırlar.Zaro Ağa 2-3 gün sonra derslere gelmez, mektebe bir daha uğramaz olur. Okula gitmeyişini yıllar sonra, "kızlar hep bana bakıyorlar, gözlerini benden ayırmıyorlar. Üstelik bir çubuk (kurşun kalem) alıyorlar, onu uzatıyorlar" diye açıklar ve ekler: "Aha biyle biyle göz kırpiylar. Sonra başımı, yanağımi okşiylar. Buraya bah, beri bah dirler. Hangisine bahayım bilmirem, hepsi de huriler gibi, bir iki dene olsa ne ise. Emme ben bu kadar kızı nideyim, aha da gelmem vallah!.."
Bir müddet Sanayi-i Nefise mektebinde talebelere modellik yaptıktan sonra, dönemin idarecileri o günün ağır ekonomik koşulları altında ezilen Zaro Ağayı keşfederler.
1929 Büyük Bunalımı Türkiye"yi öncelikle Türk parasının değerindeki düşme birtakım tedbirlerinde alınmasını gündeme getirmişti. Türkiye"nin 1930"lara doğru devletçilik yönünde değişen ekonomi politikasına bağlı olarak idare denetiminde kurulan ve yerli malı kullanımı tavsiye eden ve tasarrufu özendirirken yeni ekonomi politikasının halka benimsetilmesinde görev addedilen Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti marifeti ile bir reklâm kampanyası organize edilerek Zaro Ağa’dan istifade edilmesi kararlaştırılır. Malum dönem içerisinde Türk olarak benimsetilip Türkiye’nin propaganda amaçlı kullandığı bir karakter de olmuştur ama her fırsatta Kürt olduğu reddedilmiştir.
Kampanya o dönemin en önemli ticari mallarında biri olan fındıkla başlar. Zaro Ağa’nın yaşı ve yediği yemeklere atıfta bulunarak düşünülen tanıtım çalışmaları Macaristan’da dört dile çevrilerek tüm dünyaya dağıtılan kartpostallarla başladı.
Ön yüzünde iki güzel ecnebi kızla samimi pozlar veren Zaro Ağa'nın resmi bulunan kartpostallarda "Kim Zaro Ağa gibi Türk üzümü ve fındığı yerse, zeytinyağı ve İzmir inciri ile sindirim sistemini harekete geçirirse ve Türk tütünü içerse onun gibi o yaşlarda bile sağlıklı olur." deniyordu.
ZARO AĞA’NIN AMERİKA ÇIKARMASI
Zaro Ağa’nın dünyanın en yaşlı insanı olarak kabul edilmesi, bazılarının bunu ticari bir başarıya dönüştürme girişimleri sonucu Zaro Ağa’ya dünyanın değişik bölgelerini gezme olanağı doğar. Her yurt dışı gezisi bayağı yoğun ve renkli geçen Zaro Ağa, 1925 yılında İtalya’ya ayak basar.
Hamallık, modellik, reklâm artistliği derken bu kez Tophane’de yıkık dökük harabede onuncu eşi Kudert hanımla kendi halinde oturan Zaro Ağa’yı bu sefer Amerika seyahati bekler. Bu potansiyeli yitirmek istemeyen ticaret insanları Zaro Ağanın bu durumundan yararlanmak isteyen tüccarlar vakit kaybetmeden harekete geçer. 1925 yılında Zaro Ağa’ya bolluk ve bereker vaat ederler. Aynı zamanda umut tüccarları da olan bu kişiler türlü vaatlerle kandırdıkları Zaro Ağayı ikna edip gemi ile önce İzmir’e oradan İtalya’ya götürürler. Avrupa da biraz ısınma idmanlarından sonra 1930 yılında 9 ay süren Amerika macerası başlar.
Amerika’nın yolunu tutarlar ve artık Zaro Ağa Amerika’da gazetelerin başköşesindedir.
Zaro Ağa'nın Amerika'da bir gününü nasıl geçirdiğini 18 Temmuz 1930 tarihli "156 yaşındaki Türk yoğun bir gün geçirdi" başlıklı gazetenin nüshasından öğreniyoruz: " Türk’ün ilk günü sabah kalkıp namazını kılıp ibadet etmesiyle başladı ve ilginç olaylarla dolu olarak erkenden istirahate çekilmesiyle bitti. Odasındaki porselen küvete giren Ağa'nın sıcak su öyle hoşuna gitti öyle rahatladı ki yardımcıları onu küvetten zorla çıkarmak zorunda kaldı. Yaşlı Türk ilk olarak bir soprano tarafından yanağından şaka yollu öpüldü. Türkiye hafif siklet boks şampiyonu olan torunu Ahmet Musa'yla 2 raund boks maçı yapıverdi. Saatlerce röportaj yapıldı resimleri çekildi. Metroya bindi. Gün boyunca etrafa gülümsedi. Bazen içinden güldü birkaç kez de modern Amerika'nın espirilerine koca bir kahkaha patlattı. Ama bunları gayet doğal yapmıştı. Hiçbir şey onu şaşırtmıyor. Tabi ki 156 yaşında artık hiçbir şeye şaşırmanız beklenemez. Zaro Ağa özgürlük heykeli üzerine bir konuşma yapmayı diledi. İki refakatçisi tercümanlık yapmak için yanında durdu. Zaro, Türkçe konuşurken biraz zorlanıyor ve Kürtçe konuşmayı yeğliyor. İleri çıktı ve Kürt bir terciman aracalığıyla arzulu bir hatip gibi konuşmaya başladı. Beş dakika boyunca boğazdan ünlülerle, çatlayan ünsüzlerle, büyük jestlerle ellerini gökdelenlere uzatarak konuştu. Torunu Ahmet Musa onu gayretle dinleyip Asım Rıdvan'a Türkçe'sini söyledi. Asım Rıdvan da gazeteciler için İngilizceye çevirdi: Zaro Ağa iyi diyor."
Zaro Amerika'da binlerce kişi tarafından ziyaret edilmiş, sözleri büyük panolar halinde duvarlara asılmış, Newyork'un en yüksek binasına çıkarılmış ve Amerika'nın refahı ve mutluluğu için ona dua ettirilmiş, birbirinden güzel Amerikalı kızlar kucağına oturtularak resimleri çektirilmiş, röportajlarında dünyanın en yaşlı adamının dinçliğinin ve biraz da çapkınlığının altı çizilmiş. Zaro Ağa İngiltere'de uçak da kullanmış. Moth tipi hafif uçakla hoca ile uçan Zaro Ağa uçmanın Napolyon'dan beri yaşadığı en büyük heyecan olduğunu ve uçmanın evlenmekten daha az tehlikeli olduğunu söylemiş. Geçen yıllara hayıflanan Zaro, 130 yıl önce ilk evliğini yaptığında uçmaya başlaması gerektiğini ifade ederken, onu uçuran eğitmeni Kaptan Edward Jones onun dinçliğine ve serinkanlılığına hayret ettiğini söylemiş.
Basın ordusu yediğinden içtiğine kadar onun her hareketini takip etmektedir. Onunla hatıra fotoğrafı çektirmenin ederi 10 Amerikan dolar, tokalaşıp öpmek ise 15 dolardır.
Röportajlar, toplantılar ve onuruna düzenlenen geceler birbirini izler. Burada birde kaza geçirir. Başını sert bir şekilde çarpması sonucu hafızasında kalıcı bir hasar olsa da vücudu hala sapasağlamdır. Geçirdiği kaza ve yorucu seyahatten sonra zaten oradaki “ticari” görevi de biten Zaro Ağa kendisine vaat edilen hiç bir şeyi alamadan 1931 yılında İngiltere’ye götürülür. Ve elinde avucunda beş kuruş olmadan memlekete geri döner. Döndüğünde öğrenir ki can yoldaşı eşi Kudret hanımda vefat etmiştir.
Yalnız kalan Ağa inzivaya çekilir. Ağa bu sırada rahatsızlanarak Şişli Etfal Hatanesine kaldırılır. 157 yıllık ömrün sonu gelip çatmıştır artık.
BİR KAİDEDİR BU CAVİDANE
ELBETTE GİDER GELEN CİHANE!
“AZ YAŞA, ÇOK YAŞA AKIBET GELİR BAŞA” ZİYA PAŞA
Bir cumartesi günü uzun yıllar kapısında serhademelik yaptığı belediyenin 112 no’lu kamyonuna konulan Zaro Ağa yaşamının en uzun yolculuğuna çıkar. Eyüp Sultan’daki selvi ağaçların altında istirahat eden cemaat sukunetle aralarına yeni katılan bu dünya yolcusunu bağırlarına basar.
Zaro Ağa ölümünden önceki 3 gün şuurunu tamamen kaybeder. Doktoruna göre son sözleri “Vakit geldi” olmuştur.
157 yaşında ölen Zaro Ağa’nın ölüm haberini tüm dünya gazeteleri, "Dünyanın en yaşlı adamı öldü" şeklinde duyurmuş.
Zaro Ağa’nın ölümünün ardından otopsi yapılır. Otopsi sonuçlarına göre ölüm nedeni böbrek yetmezliğidir. Uzun yaşamın sırlarını keşfetmek için beyni, ciğeri ve kalbi çıkarılarak Amerika`da incelemeye götürülür.
Zaro Ağa’nın beyni de incelendikten sonra bir sıvı içerisinde kavanozda muhafaza edilir ve daha sonra Sultanahmet Sağlık Müzesinde sergilenmeye başlanana Ağa’nın beyni uzun yıllar sergilendikten sonra kaybolur.
Ağa’nın ayrıntılı olarak gerçekleştirilen otopsisi raporunun sonuçları Avrupa’daki üniversitelere gönderilir. Daha sonra Eyüp Mezarlığına defnedilir.
Yaklaşık 1.5 asır yaşayan Zaro Ağa, ’en uzun hayatta kalan adam’ ünvanıyla tüm dünya basınının ilgisini çekmiş, birçok hekim tarafından incelenmiş, uzun yaşamanın sırrı konusunda kafaları daha da bulandırarak, 157 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Nasıl bu kadar uzun yaşayabildiği konusunda araştırmalara konu olmuş çeşitli araştırmalar yapılmış Zaro Ağa’nın uzun yaşam sırrı olarak çok sevdiği bulgur ve yoğurt gösterilmiştir.
En çok bulgur pilavı ve yoğurt yediği ifade edilen Zaro Ağa'nın uzun yaşamının birçok gününde karnını sadece yavan ekmekle doyurmak zorunda kaldığı da bilinen bir gerçektir. Şaşırtıcı olan bir diğer nokta ise Zaro Ağa’nın tüm yaşamı boyunca hatta son günlerine kadar tütünden hiç vazgeçmemesidir.
Zaro Ağa uzun yaşamı kadar evlilikleriyle de ilgi çekmişti. Zaro Ağa'ya "Neden bu kadar çok evleniyorsun" diye sorulduğunda, "Ne yapayım, aldığım kadınlar çabuk ihtiyarlayıp öliyler" diyordu.
ZARO AĞA YAŞAMINA TAM ON PADİŞAH, ON BİR HALİFE, YİRMİSEKİZ SADRAZAM, BİR CUMHURBAŞKANI VE BEŞ BAŞBAKAN SIĞDIRDI
29 Haziran 1934 günü hayata veda eden Zaro Ağa’nın vefat ettiği Şişli Etfal Hastanesi’ni çocukları, torunları, torunlarının torunları ve meraklılar doldurmuştu. Hastanenin koridorlarında daha sonra torunu olduğu öğrenilen feryad eden bir kadının sözleri yankılanıyordu: “Ooy, oooy, dünyaya doyamadan gettii!”
HAKKINDAKİ KİTPLAR:
Mevlüt Çelebi, Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı: Zaro Ağa (1777-1934), Libra, 2010
Rohat Alakom, Dünyanın En Yaşlı Adamı: Zaro Ağa (1774-1934), Avesta Yayınları, 2009.
Rohat Alakom, Eski İstanbul Kürtleri (1453-1925), Avesta Yayınları, 1998,
.